“BİR YANIM KÖY, BİR YANIM ŞEHİR” HİKAYE DİZİSİ 1.BÖLÜM: BUZAĞI SILA

Geyveli bir yazar tarafından, Geyve'de geçen bir öykü. İlk bölümüyle sitemizde...

BÖLÜM 1 : BUZAĞI SILA

 ‘’Osman koş bizim buzağı sıkışmış’’

‘’ Ne oldu hanım nereye sıkışmış buzağı ?’’

‘’ Koş bey koş..’’

O sabah ev halkı korkuyla gözünü açtı. Güneş yüzünü yeni  göstermeye başlamıştı. Hamza,  annesinin ve babasının sesine uyandı. Pijamalarını çıkarmadan dışarı çıktı. Annesi Asiye hanım telaşla ahıra doğru koşuyordu. Osman Bey’de Asiye Hanım’ın arkasından yetişmeye çalışıyordu. Hamza  kara lastiklerini ayağına aceleyle geçirip ahırın yolunu tuttu. Sabah ayazını iliklerine kadar hissederek koşar adımlarla ahıra doğru yürüyordu. Ahırla ev arasında üç dakikalık bir patika vardı. Attığı adımların yere uyguladığı baskı ile lastiklerinin tabanında hissettiği minik çakıllar ayaklarını acıtıyordu. Ona rağmen daha hızlı koşmaya gayret ediyordu.

Hamza yaşı henüz on olmasına rağmen çevresinde gelişen olaylara çok meraklıydı. Soğukkanlı ve ağırbaşlı bir yapıya sahip olduğundan ailesi de pek çocuk saymıyordu Hamza’yı. Sanki genç bir delikanlı edasında çözümler üretir elinden gelen bir şey varsa yapmaktan çekinmezdi. Her şeyi becerir hiçbir işin altında ezilmezdi.

Hamza ahırın kapısına yaklaşınca babasının tekbir getirdiğini duydu. Ahırın küçük üyelerinden Buzağı Sıla yem yemeye çalışırken ;boynundaki ipe dolanarak yemliğin dibinde can çekişmeye başlamış. Her sabah ahırı  temizlemeye  giden   Asiye  hanım hayvanı ipten kurtarmaya çalışsa da hayvan çırpındıkça iyice dolanıvermiş. Osman  bey de hayvanı kurtaramayınca mundar olmasın diye oracıkta tekbir getirip hayvanın boğazını kesmek zorunda kalmıştı.

Hamza içeri adım attığında yerler kan revan içinde , Asiye hanım bir köşede ağlamaklı , Osman bey ise durumun şaşkınlığıyla Hamza’ya bakıp

‘’ Hamza tut hele şu bıçağı oğlum, kurtaramadık hayvancağızı  ‘’ dedi.

Hamza her zaman ki  soğukkanlılığıyla

‘’sağlık olsun babam ne yapalım ‘’ dedi.

Asiye hanım oğlunun tavrına şaşırsa da içten içe de gurur duydu. Hamza hayvanın kesilmesine pek yabancı sayılmazdı.

Köyde kurban bayramlarında çoluk çocuk hayvanların kesilmesinden parçalanmasına kadar gerçekleşen olayları hem seyredip hemde ailelerine yardımcı olurlardı. Hamza hayvanı devirmeye bile yardım ederdi babasına. Kurban’ın kanını parmağıyla alnına sürüp gün boyu yıkamazdı. O gün bütün çocuklar Hindular gibi alınlarında bir kırmızı nokta ile bitirirlerdi günü.

Asiye hanım küçük Sıla’yı kaybettiği için çok üzgündü. Kocaman ahırın kara  kerpiç duvarları üstüne yıkılıvermişti sanki. Ahırdaki diğer hayvanlar anlarmışçasına  böğürüyorlardı. Asiye hanım hem söylenip hem de ahırı temizlemeye koyuldu

‘’ Ah benim yavru buzağım nasıl da alışmıştım ben sana , oyy oyy ellerim  kırılaydı da o ipi boynuna takmayaydım. Ben nerelere gidem evlat acısı gibi oldun ya sen bana . Ahh benim Sıla buzağım ben seni  giden Sıla’mın yerine koymuştum ;sen de mi gidecektin ? ‘’

Hamza annesinin arkasındaki duvara yaslanmış onu izliyordu. O an annesinin  durumuna içerlendi .Küçük yaşta sahip olduğu gururu birkaç damla gözyaşı akıtmasına engel olmadı. Ne olursa olsun her çocuk kendi fıtratıyla evriliyor. Hamza’nın fıtratı da onu küçük bir adama dönüştürüyordu resmen .Hatta o an diğer çocuklar gibi annesine sarılıp hüngür hüngür ağlamak geçiyordu içinden ; yapamıyordu.

Bir yıl önce kaybettiği kız kardeşinin yerine koymuştu annesi bu yavruyu. Asiye hanım doğumundan üç ay sonra kızını kaybetmişti. Doğuştan kalbi delik olan Sıla daha fazla yaşam mücadelesi veremeyip hayata yummuştu gözlerini. Anne yüreği dayanır mı evlat acısına ? Asiye hanım evladının ölümünden birkaç ay sonra bu buzağıya vermişti bütün ilgisini. Yavrusu  gibi öper koklar severdi. Sıla’m diye seslenirdi  buzağıya. Osman bey hanımının durumunu bildiği için pek ses etmezdi. Asiye’nin zaten amanı kalmamıştı. Bunu bilen Osman bey ona destek olmaktan başka bir şey yapmıyordu. Hamza kardeşi Sılayı düşünürken annesine teselli olmak için yanına gitti. Annesinin elini tuttu ve:

‘’ Anam benim güzel anam üzülme ne olur. Böyle olması gerekiyormuş demek ki. Ağlama gözünü seveyim sen böyle yaparsan biz kimden medet umalım. Anam güçlü ol yanımızda ol çok şükür bak bacılarım evde ben yanındayım, babam  sağlıklı sen sağlıklısın Rabbim kalanlarımıza sağlık versin ‘’

Asiye hayretler içimde Hamza’yı dinliyordu. On yaşında bu kadar olgun bir çocuğu olacağını kendi bile düşünmemişti. Hamza yaşından büyük laflar edip yaşından büyük tavırlar sergilerdi. Asiye Hamza’nın başını okşayıp :

‘’ Hamzam anan kurban olsun size. Ben de insanım bakma sen bana azıcık ağlayıveririm geçer. Acım büyük benim. Sılamı unutamadan ikinci Sılam gitti. Hem de ben sebep oldum o ipi bağlamayaydım ne olurdu sanki. ?’’ dedi.

Hamza ‘’ Yav ana ne alakası var hayvanın öleceği varmış ip bahane hem mundar olaydı daha mı iyiydi şükredelim de erkenden geldin gördün hayvancağızı ‘’ dedi.

Asiye ‘’ Haklısın oğlum ne diyeyim Allah bolca sabır nasip eylesin bana’’ dedi  ve ahırı süpürdüğü çalıları duvarın dibine yaslayıp kapıya çıktı. Hamza’dan uzaklaşarak ağlamaya devam etti.  Hamza annesinin haline üzülse de elinden bir şey gelmemesine daha çok üzülüyordu..

devam edecek…

Ebru B. (herteldenci)

Yorum Yaz

Başa dön tuşu