“BİR YANIM KÖY, BİR YANIM ŞEHİR” 2.BÖLÜM: OSMAN VE ASİYE

Geyveli bir yazar tarafından, Geyve'de geçen bir öykü. 2. bölümüyle sitemizde...

OKUMADIYSANIZ, 1.BÖLÜMÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN…

Hamza on yaşında bir çocuk olmasına rağmen iri yapısı ve uzun boyuyla on altı ,on yedi yaşlarında gibi görünüyordu. Görenler yaşını sormadan hangi liseye gittiğini soruyordu Hamza’ya. Halbuki ortaokula yeni başlamıştı. Hamza Okumaya pek meraklıydı dersleri pek iyi olmasa da çabalamaktan geri durmuyordu. Her zaman ödevlerini vaktinde  teslim ederdi. Hayvanlardan , bağ bahçeden fırsat buldukça kitap okurdu. Daha o yaşta öğretmeninin hediye ettiği ;William Golding ’in ‘’ sineklerin tanrısı’’nı okuyup kendini  ’’ Ralf gibi güçlüyüm ben ‘’diye şımartıyordu. Hayvanların peşinden koştuğu dağları; çocukların düştüğü ıssız adaya benzetip ben olsam ne yapardım diye hayallere dalıyordu.

     Evleri köyün biraz dışındaydı. Küçük ama kullanışlı bir evleri vardı. Bir yatak odası ,bir çocuk odası birde oturma odaları vardı. Mutfak ,oturdukları odanın bir köşesindeydi. İki terek birde betondan yapılmış , üstü çiçek desenli seramikle kaplanmış  tezgahı vardı. Asiye hanım mavi pötikareli bir kumaştan tezgah altına örtü dikmişti. Tencereleri, tepsileri , leğenleri yemek pişirdiği küçük tüplü ocağı mutfak tezgahının altına koyardı genellikle. Tası , tabağı, bardağı  da tereklerine inci gibi dizerdi. Tertemiz bir kadındı. Asla evini zil düzen bırakmadan yatamazdı.

    Çocuk odasında iki sedir vardı. Asiye hanım çeyiz sandığından çıkardığı kanaviçe işlenmiş  dantelli örtüleri  eteklik  yapmıştı sedirlere. Birde odada 3 kapaklı eski bir giysi dolabı vardı. Bir kapakta Hamza’nın kıyafetleri diğer iki kapakta da kızların kıyafetleri asılıydı . Kalın montları hırkaları da kapının arkasındaki demir askıya asardı Asiye Hanım. Hamza yaz aylarında oturma odasındaki sedirde uyurdu. Kızlarla aynı odada uyumak istemezdi. Kış olunca da hepsi oturma odasındaki sobanın etrafında uyurdu mecburiyetten. Osman Beyle Asiye Hanım’ın yatak odasında bir demirden karyola,  bir çeyiz sandığı bir de giysi dolabı vardı. Odanın bir köşesinde de ibrikle büyük alüminyum leğen dururdu. Lazım olduğu  zaman çocuklara belli etmeden odalarında alıverirlerdi gusül abdestlerini.

      Hamza  her zaman annesinin fedakar bir anne olduğunu düşünüp onunla gurur duyardı . Osman Bey’e göre de durum pek farklı değildi. Asiye hanım çok fedakar bir kadındı. Osman için ailesinden vazgeçmişti  ; varını yoğunu elinin tersiyle itmişti. Bazen fazla konuşup söylense de  Osman Bey Asiye’ sini yere göğe sığdıramıyordu. Fedakarlığı kadar da güzeller güzeli bir kadındı.

     Osman Bey  Asiye ’yi  ilk gördüğünde Dünya üzerine bir melek inmişte sanki ilk o görmüş gibi şaşkınlığa kapılmıştı. Çok değil 10 km uzaklıkta bir köyde yaşayan bu güzelliği bugüne kadar nasıl da fark edememişti. İkisi de Geyveliydi. Osman Bey Geyve’nin Karacaören köyünde yaşıyordu. Asiye hanım ise 10 km uzaklıkta olan Ceceler köyünde yaşıyordu. Köylerde ki çocuklar birbirini tanırdı genelde. Aileler de aynı şekilde. Geyve kasaba merkezinde düzenlenen Ayva festivallerinde görmüştü Asiye’yi. Asiye henüz 17 yaşında yeni serpilmiş gencecik ,güzeller güzeli bir kızdı. Ailesiyle birlikte o yıl düzenlenen festivale gitmişti. Kırmızı çiçekli şalvarının üstüne siyah ince bir badi giymişti saçlarını da omuzlarına salmıştı. Altın sarısı saçları güneşte parıl parıl parlıyordu. Güneşi kıskandırırcasına sağ elini ensesine koyarak parmaklarının üstünde kalan saçlarını havalandırıyordu .Hafif dalgalı ve uzun saçları vardı Asiye’nin .Gözleri saçlarıyla aynı renge sahipti. Bir bakan bir daha bakıyordu. Daha on yedisinde olmasına rağmen görücüleri kapıları aşındırmaya başlamıştı bile . Osman bey o zamanlar fakir bir çiftçi oğluydu. Tarladan topladıkları hasatlarla ancak karınlarını doyurabiliyorlardı .Yakışıklıydı fakat kendine hiç güveni yoktu. Kim alır fukara bir köy çocuğunu diye düşünürdü hep. Nereden bilsin  bir bakışının genç kızların kalbine sihirli bir ok gibi saplandığını. Osman Bey  o  kadar yakışıklı bir delikanlıydı ki ;köydeki bekarların tek gözdesiydi  o zamanlar. Tek eksiği suratında ki ketum tavırdı. O da; yaşadıklarından ve çektiği sıkıntılardan yüzüne düşen paydı. Elinde olmadan sıkıntıları yüzüne yansıyordu herhalde. Ama Asiye’yi gördükten  sonra içini saran kıpırtı yüzüne de yansımaya başlamıştı onun bir bakışı dünyasını aydınlatmaya  yetiyordu.

        Festivalden sonra ufak tefek bahanelerle Asiye’nin köyüne gitmeye başladı Osman Bey. Hem kuzeni hem de en yakın arkadaşı Ahmet’le birlikte amca’sının verdiği  eski at arabasına atlayıp köye gider etrafı kolaçan ederdi. Daha sonra Asiye’nin evinin karşısındaki ağaca yaslanıp Asiye’nin çıkmasını beklerdi. Bir gün yine Asiye’nin çıkmasını beklerken köyün dedikodu kazanı  Maydanoz Meral’e denk geldi. Meral ,Osman ve Ahmet’e yaklaşıp

‘’ Hayrola gençler ne ararsınız buralarda bir şey mi lazım oldu?’’ dedi.

Hem etrafa bakıp hem de Osman’ın ağzından çıkacak lafı gözetiyordu. Tam Osman cevap verecekken Asiye elinde mavi çamaşır sepetiyle verandaya çıktı. Meral Asiye’yi görünce dönüp Osman’a baktı. Osman usulca arabasına atlayıp  çoktan uzaklaşmaya başlamıştı bile. Utançtan kıpkırmızı kesilen suratı her şeyi ele vermişti.

       Meral Asiye’ye seslendi

‘’Kız anan nerede Asiye ?’’

 Merak ediyordu tabi. Asiye durumun farkındaydı karşılıklı bir şeyler yaşanmasa da oda Osman’a karşı boş değildi. Bakışıyorlardı gülüşüyorlardı. Uzaktan uzağa yaşıyorlardı bir şeyler. Daha hayatının baharında , on yedi  yaşında olan genç kız aşık olduğunun bile farkında değildi. Ne hissettiğini anlamlandıramıyordu. Asiye annesine seslendi

 ‘’ Anne Meral teyze seni çağırıyor bir bakıversene ‘’

Asiye’nin annesi Fatma Hanım verandaya çıktı ‘’ Hoş geldin Meral gelsene içeri kapıda kalma’’ dedi.

Maydanoz Meral ‘’ yok Fatma abla girmeyeyim nasılsın diye soracaktım buradan geçiyordum’’ dedi.

Fatma ‘’ İyim sağol sen nasılsın ?’’ dedi.

Meral’in bir şeyler gevelediğini anlamıştı. Artık onun bir havadis ya da dedikodu duyunca sergilediği tavırdan bir şeyler gevelediğini herkes anlıyordu.

Meral ‘’ İyim bende Fatma abla, kız bu Karacaören’li Osman kuzeni Ahmet’le birlikte sizin evi gözlüyordu haberin olsun, senin kızın başına bir iş getirir Allah korusun. Ben diyeyim de tedbiri size kalsın artık ‘’ dedi.

Fatma sinirle Asiye’nin kolunu tuttu ve  ‘’geç kız içeri’’ diyerek kapıdan içeri itti Asiye’yi.

 Sonra Meral’e dönüp ‘’ Ne dersin Meral sen ? Karacaörenli  Osman’la ne işimiz olur bizim. Fukara çiftçinin teki benim güzeller güzeli kızım ağalara beylere layık . Osman da kimmiş. Sakın bu konuyu dillendireyim deme yoksa iki elim yakanda olur bilesin.’’ Dedi.

 Asiye artık Osman’dan ümidi kesmişti. Bu sayede annesinin fikri  gün yüzüne çıkmıştı. Çok geçmeden Osman’ın da kulağına gitti bu hadise. Meral bütün civar köylere yaymıştı ‘’Fatma hatun kızıma layık değil Osman olacak çiftçi’’ , ‘’ o kimmişte ben ona kızımı verecem ‘’ …dedikodu kazanları kaynamaya başlamıştı çoktan.

 Zavallı Osman haline mi yansın sevdasına bir ömür kavuşamayacağına mı yansın bilemedi. Ketumluğu yeniden canlandı suratında. Kaşları çatık suratı asık.. Kukumav kuşu gibi akşama kadar düşüncelere dalıyordu.

        Bir sabah ahırı temizlerken Ahmet geldi. Osman yıkık dökük ahırın içinde elinde tahta bir kürekle dışkıları el arabasına topluyordu.Dışkıları sıcağı sıcağına toplayıp içine ot karıştırarak kuruturlardı. Bu şekilde kışlık yakacak olan tezek denilen yakıtı yaparlardı. Ya da kurutup anası’nın küçük bostanında gübre olarak kullanırlardı. Osman bir yandan yerdeki dışkıları sıyırıp  bir yandan da türkü çığırıyordu. Boş ahırda sesi yankılandıkça iyice coşkulanıyordu.

‘’ odam kireç tutmuyor kumunu karmayınca

Sevda baştan gitmiyor yar ile yatmayınca

‘’baba ben derviş miyem ,hırkamı giymiş miyem?

Ben sevdim eller aldı niye ben ölmüş müyem? ‘’

Ahmet Osman’a seslendi ‘’ Osman !’’

Osman duymadı kendini öyle bir türküye kaptırmış ki Ahmet’in geldiğini bile fark etmedi. Ahmet Osman’ın sesini bastırırcasına ‘’ HEY !! emmioğlu sana diyorum. Osman ‘’ sonunda sesi fark eden Osman :

‘’ Sen mi geldin Ahmet’’ dedi.

‘’ he ya ben geldim şükür duyurana ‘’ dedi Ahmet. Sonra devam etti ‘’ nasılsın dalmışsın yine. Bu iş böyle olmaz emmioğlu bi hal çare bulmamız lazım . Gidip sana bir kız isteyelim ananlarla da konuşurum ben.’’ dedi.

Osman sinirlenerek Ahmet’e ” ne saçmalarsın sen Ahmet benim gözüm Asiye’den başkasını mı görür hiç. Elin sabisinin de günahına giremem ben. Öyle bir sevdaya düştüm ki Asiye’mden başkası çare olmaz bana. Ah Asiye’m o altın saçlarını savura savura süzülen yarim. Bakışları içime ok gibi işleyen yarim nasıl unuturum ben Asiye’mi Ahmet ?” dedi.

    Ahmet çok üzülüyordu Osman’ın haline. ” Gel hele gel oturalım da düşünelim. Elbet vardır bir yolu. O zaman hatice yengemle konuşalım alalım çiçeğimizi kolanyamızı gidip isteyelim Asiye’yi” dedi.

 Osman bi müddet konuşmadı. ahırın karşısındaki kavak ağacına bakarak uzun uzun birşeyler düşünmeye başladı. Kavağın dallarındaki  birkaç kargayla sohbet etti sanki.Karga gakladı Osman düşündü.Sonra döndü Ahmet’ e:

” emmioğlu ben Asiye’yi kaçıracağım. Anası ölürde rızasıyla vermez bana o kızı. Benim de muradıma ermek için başka çarem yok . Yarın Asiye’ye bir mektup yazacağım. Rızası var mı yok mu anlarız. Rızası olursa kaçırırım. Yoksa da sevdamı kalbime gömerim. Sen yarın yazacağım mektubu Asiye’ye ulaştırabilir misin?” dedi.

 Ahmet ” tabi ulaştırırım ne demek emmioğlu sen yeter ki iste. Ben yanıma Ayşeyi alırım o bir bahane bulup mektubu Asiye’ye verir. ” dedi.

Ayşe Ahmet’in kız kardeşiydi. Asiye ile köy düğünlerinde kınalarda karşılaşıp sohbet etmişliği vardı. Çaktırmadan verebilirdi mektubu Asiye’ye. Ahmet Osman’ın yanından ayrılarak evine gitti. Osman ise işine devam etti. Biran önce işini bitirip eve gitmenin derdine düştü. Ahırdaki ağır ıslak dışkı kokusu burnunu sızlatmaya devam ederken, yazacağı mektubun satırları zihninde uçuşuyordu…

 

devam edecek…

Ebru B. (herteldenci)

Yorum Yaz

Başa dön tuşu