fbpx

Musibet Yakındır, Nasihat Boşuna

  Dünya da, Türkiye de ve Suriye de olanları her aklı eren insan gibi ben de aklım erdiğince izliyorum da, aklıma Evliya Çelebi geldi. Memlekette işler kötü gitmeye başlayınca padişaha bir mektup yazarak, bilirim kimse dikkate almayacak ama, söylemedi demesinleri günah benden gitsin diyerek memleketin ahvalini anlatmış.

Bizden söylemesi. Tarihimizde o kadar çok ders ve ibret verici olay vardır ki, daha dün gibi bundan önceki devletimiz Osmanlı Devletinde yüzlercesine rastlamak mümkün.Türkler gibi dürüst karakterliler çok defa aldanmışlardır. Kaç defa bizi harbe sürükleyip de müttefik sandığımız devletler uzaktan felaketlerimizin seyrine bakmadılar mı?

Tarihin her devresinde bir çok acı örnek bulunmasına rağmen Osmanlı padişahları, sadrazamları, nazırları, paşaları tekrar tekrar aynı felaketlere düşmekten kurtulamıyorlardı.

Yüzlerine gülen, kendilerini alkışlayan, hediyelerle hükümet adamlarını yumşatan bazı yabancı devletler, kendilerini Türkler’in ezeli dostu gibi gösteriyor, onlarla can ciğer sevişiyor görünüyorlardı. Halbuki devletler çıkarları gerektirirse insanın elini yüzünü öperler. Çıkarları değişince başkalarıyla birleşir ve eski dostunun hayatına bile kastederler.

Osmanlı tarihinde, özellikle son dönemlerinde bu adamların her çeşidi vardı. Aldanmalardır ki savaşlarda yalnız başımıza kuvvetli ve müttefik düşmanların karşısında kalıyor, mağlup ve perişan oluyorduk. Hükümet adamlarının ise tarihin bu ibret verici olaylarını görüp, inceleyip,anlayacak bir donanım kazanmak şöyle dursun, olayların içyüzünü ve gerçek çehresini tespit etmeye engel oluyorlar ve devletin başına gelen felaketleri birkaç kelle kesmekle örtbas ediyor ve milletten gizliyorlardı.

Zaferler ve başarılar ise hükümdarlara mal edilerek riyakarların methiyelerine dalkavukların zemini oluyordu.Toplum bu olayları idrak edebilecek erişkinlikte olmamakla beraber  aydın kesimin de  genel şartlardan başka bilgi ve karakterleri itibarıyla bulundukları seviyeye bağlıdır. Bu durum aslında her dönem için geçerlidir.

Diplomasi; Savaş kazandıkları halde diplomatların başarısızlıkları yüzünden yüksek menfaatlerini kaybeden devletler görülmüştür. Diplomasi, devletler arası menfaatlerle, ilişkilerle ve taahhütlerle ilgili bir bilgi ve tekniktir. Diplomatlar, yani diplomasi işini üstlenenler mutlaka meslekten yetişmelidir.

Geçmiş olayları, anlaşmaları ve bu anlaşmalarla ilgili tutanakları, yani menfaat pazarlıklarını, aldatma ve aldanmaları, kısaca diplomasiyle ilgili bütün incelikleri bilmeyen, bunları daima incelemekten ve muhakeme etmekten zevk almayan kimseler ne kadar kurnaz olurlarsa olsunlar aldatılabilirler. Durumu gereği gibi kavrayamayan, yanlış veya zamansız ittifaklara, ya da savaşlara sebep olan, böylelikle kendi milletine kötülük yapan diplomatlar görülmüştür. Diplomatlar, maharet ve kurnazlıktan başka büyük bir eğitime ve güçlü bir ahlaka muhtaçtırlar. Kaba ve sert, yahut para, şehvet ve alkol karşısında sinirlerine hakim olamayacak kadar zayıf karakterli, iradesiz bir diplomat, bilerek ya da bilmeyerek vatanını ve milletini tehlikelere sürükleyebilir.

Bu güne geldiğimizde uluslararası ilişkilerde yaşadığımız sorunlar ve açmazlar Cumhuriyet tarihinde hiç bu kadar çoğalmamıştı. Dünyanın iki süper gücü ABD ve RUSYA ile ciddi sorunlar yaşıyoruz. Bu sorunları aşmak adına hangi tavizleri verdiğimiz de işin bilinmeyeni. AB’ye hala giremedik. Avrupa Parlementosu’nda aleyhimize kararlar alınıyor. İşin acı yanı ise bu karar tasarılarını hazırlayanların arasında ve aleyhimizde oy verenlerin arasında Türk kökenli milletvekilleri de var. Şimdi bunlardan biri daha önce sözde Ermeni soykırımı yasasına kabul oyu vermiş biri Viyana büyükelçiliğine atanıyor. Bu zattan Türkiye yararına iş yapmasını beklemek elbette saflıktan daha öte bir şey olsa gerek. İran ile ilişkiler eskiye göre daha kötü. Irakta terörle Suriye’de hem terör hem de devletle savaşıyoruz. Arap ülkeleriyle Katar hariç ilişkiler düşmanlık düzeyine vardı. Yunanistan ile ilişkiler gün geçtikçe daha kötüye gidiyor.Bütün bu durumun sebepleri arasında en önemlilerinden birinin dış ülkelerdeki elçiliklerimizde göreve getirilen diplomatların payı nedir diye düşünmek gerek.

Türk-Rus ilişkileri, 1914 yılında 1. Dünya Savaşı arefesinde savaşı başlatan o olay, Saraybosna da Avusturya- Macaristan Devleti nin veliaht prensinin bir süikastle öldürülmesinin, Sultan Osman zırhlısının İngiltere den teslim alınacağı sırada meydana gelmesi bir tesadüf olarak kabul edilemez. Bu hesaplı bir işti.Bu suretle bu cinayeti Rus Çarının hükümetinin tertip ettiği  bir komlo teorisinden daha gerçekçi bir yaklaşım değilmidir.

Çünkü Ruslar İstanbul u ve boğazları ele geçirmek hayalleri Osmanlı Donanmasının gücü ile orantılı idi.Bu hayallerini gerçekleştirebilmek için dünyayı ateşe vermeye karar verdiler. Rusların bin yıldan beri İstanbul u ve boğazları işgal edip Akdeniz e inme hayalleri sona erdi mi dersiniz.Kırım Savaşını, 93 Harbini Ruslarla yapmadık mı.Balkan Savaşlarında Bulgarların, Sırplar ın ve diğer balkan ülkelerinin destekçisi Ruslar değimliydi.Çeşme limanında, Sinop limanında donanmalarımızı Ruslar yakmadımı.Sovyetler Birliği zamanında boğazları ve bazı vilayetlerimizi istemediler mi.Türkiye Cumhuriyeti Devleti Rus tehtidi sebebiyle NATO ya girmedimi.Bütün bunları unutup, dostum Putin yaklaşımı ne kadar gerçekçi olabilir. Ruslar Bu gün için de bu ideallerinden vazgeçmiş görünmüyorlar.

O dönemde Fransa ile ilişkiler; Balkan Harbinden önce ve sonra Fransızlara bazı demiryolu ve şose yolların yapımı ihale edildiği gibi, donanmamız için 6 desroyer, 2 denizaltı, 12 uçak ve bir çok da dağ topu sipariş edildiğinden Fransız yanlısı Cemal Paşa nın Bahriye ve Nafia Nazırlıklarında Fransızlarla resmi temaslar sıklaşmıştı.

Asıl önemli mesele de Almanlar daha Balkan Harbinden önce Türk- Alman Dostluk Cemiyeti kurmağa teşebbüs etmişlerdi. Balkan Harbinden sonra Cemal Paşa Türk- Fransız Dostluk Cemiyetini kurmağa teşebbüs etti.1.Dünya Svaşı kapıya dayandığında,

Fransızlar Cemal Paşa’yı atlatıp siparişleri vermediler. İngilizler de parasını ödediğimiz iki zırhlı gemimizi vermediler. Birinci Dünya Savaşı na girmeden önce halimiz buydu.

Yüz altı yıl sonra yine benzer olaylarla karşı karşıyayız.Yeni nesil savaş uçağı F-35 proesinde ortaklığımıza rağmen uçaklarımızı teslim etmiyorlar. Hem de müttefik saydığımız ABD tarafından. Hava Savunma Sistemi Ruslara emanet. Bugün Suriye’de savaştığımız Ruslar’aS-400 Hava savunma sisteminin bazı parçalarını teslim ettiler. Depoda duruyor.Rusların bize bu sistemi kullandıracağını sanmak herhalde saflıktan da öte bir şey olsa gerek.

Tarih kendisinden ibret almayanlara aynı faciaları tekrar yaşatır.

Hala kendi ordumuzu kendimiz donatamıyorsak, musibet yakındır, nasihat boşuna…

Ali ÇETİNKAYA

Etiketler

Yorum Yaz

Başa dön tuşu
Kapalı