fbpx
şişli escort bakırköy escort halkalı escort

liseli porno

Geyve Tarihi

1312 yılında Osman Gazi tarafından Osmanlı topraklarına katılan İlçemiz, Osmanlı’nın her döneminde kaza olarak varlığını sürdürmüş, 1954 yılına kadar Kocaeli iline bağlı iken bu tarihte il olan Sakarya’ya bağlanmıştır.

Bizans’ın son dönemlerinde “Kabia” olarak adlandırılan, Fetihten sonra 1335’te ünlü Seyyah İbni Batuta’nın Seyahatnamesinde de “Kâviye” olarak bahsettiği İlçemizin adı, zaman içinde Geyve’ye dönüşmüştür.

İlçemiz Milli Mücadele döneminin en önemli merkezlerinden biri olmuştur. İstiklal harbi komutanlarından Ali Fuat CEBESOY, daha sonra adının verildiği Alifuatpaşa Mahallemizde karargâh kurarak milli mücadele adına önemli vazifeler ifa etmiş, Geyve ve çevresi işgal görmemiştir.

Nüfusu 48,496 olan İlçemizin 8’i merkez, 65’i dış mahalle (köy) olmak üzere toplam 73 mahallesi bulunmaktadır. İlçemiz, İlimize 35 km’lik karayolu mesafesinde olup, İlçe Merkezinin rakımı 80 metredir. Toplam yüzölçümü 792 km2 olan İlçemiz arazisinin Sakarya nehri boyunca yaklaşık % 20’lik kısmı ova, kalan % 80’lik kısmı ise dağlık ve ormanlıktır.

GEYVE ADI NEREDEN GELİYOR?

Geyve M.Ö. IV yy’daBitinya yönetiminde ve Tataion ya da Tottation[1] adıyla anılır. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Geyve’nin asıl adının Gekve olduğunu belirterek, burasının İzmit kalesini yapan İskender’in akrabasından Gekve, kadın kralın koyun çobanları için yaptığı küçük bir kale olduğunu ifade etmiştir. Kral kadının adıyla anılır iken sonradan hafifletilerek Geyve denmiştir. [2]

TARİH ÖNCESİ GEYVE

Geyve ve çevresi tarih boyunca pek çok istilalara uğramıştır. Bölge jeopolitik önemi sebebiyle pek çok devletin ele geçirmek istediği yer olmuştur, Bitinler bölgeyi ele geçirmiş ve yöreye kendi isimlerini vermişlerdir.[3] Geyve daha sonra Yunanlıların istilasına uğramıştır. Bu devletlerin pek çoğu bugün için tarihe karışmış, haklarında ki bilgilerde kendileri gibi tarih kitapları arasında kaybolmuştur.

GEYVE’NİN JEOPOLİTİK KONUMU

Kocaeli yarımadasının Jeopolitik konumu ve tarihin en eski dönemlerinden itibaren birçok ulusun uğrak noktası olması, değişik medeniyetlerin izlerini taşımasına neden olmuştur.. Bir geçit yeri olan bölge  Roma yolları üzerinde olup, bilhassa askeri nakliyat açısından önem arz etmekteydi. Zaten İzmit’in boğazlara hakim oluşu Roma filosunun burada bulundurulmasına neden olmaktaydı.Geyve bulunduğu coğrafi konum itibariyle pek çok olayın vuku bulduğu bir alan olagelmiştir. Büyük İskender Hindistan seferine çıktığında bu güzergahı kullandığı gibi, Doğu-Batı kültürlerinin kaynaşmasında da önemli rol oynamıştır. Haçlı ordularının Anadolu’ya giriş güzergahı, Ankara savaşında Osmanlı kuvvetlerinin takip ettiği ve Yavuz’un Çaldıran seferine giderken izlediği yol Geyve’den geçmektedir. Bütün bunlar Geyve’nin tarih boyunca önemli bir köprü vazifesi gördüğünü göstermektedir. Bu bilgilerden hareketle halen Geyve- Sakarya arasındaki ulaşımı sağlayan taş köprünün daha eski dönemlerde varlığından söz edebiliriz. Muhtemelen köprü Bizans döneminde yıkılmış olup, Osmanlı padişahı II.Sultan Bayezid tarafından Mimar Abdullah Ağa’ya yeniden inşa ettirilmiştir.[4]

ROMA ÖNCESİ GEYVE

Anadolu tarihi Hititlerle başlar. Yeni Hitit Devleti M.Ö. 1440’larda tüm Anadolu’yu ele geçirmiş ve Eski Doğuda “Büyük Devlet” statüsü kazanmıştır. Bu devletin sınırları Marmara’nın doğu ve güney kıyıları ile bugün ki İstanbul Boğazına dayanmış ve Sakarya’nın suladığı topraklar (Geyve’nin kurulduğu alan) Hititlerin egemenliğine girmiştir.M.Ö. 1200‘ler de Aka göçlerinin sonunda Frigler’in egemenliğine giren bölge, onların Orta Anadolu ile bağını sağlamaktaydı.M.Ö. 676’dan sonra bölgede Lidya egemenliği başlamıştır. Lidyalıların vücuda getirdiği Kral Yolu’nun bir bölümünün Truva’dan başladığı, diğer kolunun ise Kadıköy’den başlayıp Geyve–Taraklı istikametinden devam ettiği bu gün için kesinlik kazanmıştır.M.Ö. 546 ‘da Pers kralı I.Kiros bölgeyi ele geçirmiştir. Bölge Pers ordusuna asker sağlamaktaydı. M.Ö.712’de Megoralılar bölgeye yerleşmişlerdir. Persler ülkelerini satraplıklar (Genel valilikler) halinde yönetmişlerdir. Bu satraplıkların başında valiler bulunmaktaydı. Büyük İskender Pers kralını yenmiş ve bölgeye hakim olmuştur.

ROMA – BİZANS DÖNEMİNDE GEYVE

Britanya kralı Nikomedes vasiyet olarak Britanya’yı Roma’ya bırakmıştır. M.Ö.72’de Mithridates ile yapılan savaştan sonra bölge Romalıların egemenliğine girmiştir.M.Ö. 258’e gelindiğinde bu defa bölgenin Bizans egemenliğine girdiği görülür. VIII.yy.’da Arap akınlarına uğrayan bölge 1071 Malazgirt Savaşı sonrasında Anadolu’da yerleşmeye başlayan Türk komutanları tarafından alınarak Selçuklulara bağlanmıştır. 1096’de başlayan Haçlı seferlerinin tümü bu yol üzerinden yapılmıştır.Bu seferlerin en büyük etkisi ise bölge yerleşiminin gelişimine engellemiştir.

SELÇUKLULAR ZAMANINDA GEYVE

Türkiye Selçuklu Devleti’nin kurucusu olan KutalmışoğluSüleyman Şah Malazgirt Savaşını müteakip Anadolu’nun fethi için Anadolu’ya gönderilmiş şehzade ve komutanlar arasında yoktur. Bu sıralarda Anadolu’ya gelmiş olan Artuk Bey, Kızılırmak ve Yeşilırmak havzalarında önemli fetihler yaparak 1072 yılında IsakKomnenos kumandasında bir Bizans ordusunu mağlup etmiş, Sakarya boylarına kadar ilerlemiştir. Normand Reisi Rossel, Bizans tahtına YuannisDukas’ı çıkarmak ve Anadolu’da ayrı bir devlet kurmak teşebbüsüne girince, imparator Mihael, daha etkili bir durum karşısında Artuk Bey’le anlaşmaya ve yardım istemeye mecbur kalmıştır. İmparatora karşı çıkartılan isyanları bastıran Artuk Bey, İzmit körfezine kadar fetihlerini genişletmiştir. 1078 yılında Anadolu Selçuklularının eline geçmiştir. Süleyman Şah, Kadıköy’e kadar olan bölgeyi bu akın sırasında ele geçirmiştir. İznik’i kendine merkez edinen Süleyman Şah kısa süre içinde Sakarya havzasını ele geçirmiştir. Sakarya ve çevresi ilk kez Anadolu Selçuklu devletinin kurucusu olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından Türk hâkimiyetine geçirilmiştir. Fakat II. Haçlı seferi sonunda bölge Türk hâkimiyetinden çıkmıştır. Çünkü bölgedeki düzen, Süleyman Şah’ın ölümünden sonra bir taraftan Bizans, diğer taraftan da Büyük Selçuklu Devletine bağlı kuvvetlerin tazyikiyle karşı karşıyadır.Artuk Bey ve Süleyman Şah bir yandan Anadolu’yu fethederken diğer yandan Bizans ve Haçlılarla Geyve – Lefke (Osmaneli), İznik yollarını kullanarak mücadele etmişlerdir. Kocaeli yarımadasına yapılan fetihlerde de Geyve üs olarak kullanılmıştır. 1096’da Bizans’a giren büyük bir haçlı ordusu Marmara kıyısı boyunca ilerleyerek İzmit Körfezi içinde yer alan bütün köyleri yağmalamıştır. Haçlı saldırıları ertesi yıllarda da sürmüş ve İzmit kıyıları sürekli haçlı hâkimiyetinde kalmıştır. 1096’da ki ilk haçlı ordusu, yaptıkları bu saldırıları esnasında Geyve’yi de talan etmişlerdir.

OSMAN BEY’İN GEYVE’YE GELMESİ

Türklerin, Osmanlı Devletini kurmak için kendilerine gereken güçleri nereden bulduklarını iyi idrak edebilmek için MehmedFuad Köprülü’nün bilgilerinden istifade etmek gerekir. Osmanlı Devletinin kurulma aşamasının yaşandığı dönemde Anadolu da ki uç beylikleri uygar yaşamın kaynağı olan ve Türk-İslam dünyasının her yanından gelen Selçuklu ve İlhami (Kur’an, hadis, fıkıh’tan daha çok bir ilham sonucu doğan yapıtlara daha önem veren bir görüş) unsurları ile güç kazanmıştır. Ayrıca Osman Gazi’nin arkadaşları arasında Alp adında bir şahsın oluşu da ilgi çekicidir. Salt büyük kentlerde ve burjuvalar içerisinde değil köylerde de özellikle Ahi örgütünün Anadolu da ki etkinliklerinin devletin kurulmasında büyük rolü olduğu söylenebilir. Osman Gazi’nin kayın babası Şeyh Edebali ve silah arkadaşlarının çoğu Ahi teşkilatındır. Osmanlı Devleti’nin kurulduğu(Söğüt-Bilecik) yöremize olan yakınlığı bu kuruluşun bölgede ki etkinliğinin iyi idrak edilmesi gereğini mecbur kılmaktadır.Ahi kelimesi Divan-ı Lügat-ı Türk’te eli açık, cömert manasında “akı” ile ifade edilmiştir. Ahilik XIII yy’dan XIX yy’a kadar Anadolu’da ki esnaf, sanatkar ve meslek sahipleri birliklerine verilen addır. Arapça’da “kardeşim” demektir. Ahilik, Anadolu Türküne alın teri ile geçinme, başı dik kendine güvençli ve minnetsiz yaşama yeteneği kazandırmış ve bu ruhu aşılamıştır.Osmanlı ordusu içinde, onlarla düşmana karşı omuz omuza dövüşen gönüllü yardımcı birlikler arasında Ahi zaviyelerinde, ulusal duygu ve askeri talimlerle yetiştirilmiş olan ahi birlikleri de “Ahiyan-ı Rum” (Anadolu Ahileri) diye anılmaktadır. Bu gönüllü birlikler arasında “Gaziyan-ı Rum” (Osmanlı Devletinde ilk fetihler sırasında savaşa katılan tarikat şeyhlerinden oluşan dinsel ve askeri bir takım), “Baciyan-ı Rum” (Anadolu kadınları teşkilatı), “Abdalan-ı Rum”(Anadolu’nun Heterodox dervişleridir. Anadolu Ahileri) adlı birlikler vardır. Orhan Gazi’nin, I. Murad’ın, Hacı Bektaşi Veli’nin Ahi oluşu bu kurumun Osmanlı kuruluşunda ki önemini ifade etmemize yardımcı olmaktadır.

Osmanlı’nın kuruluşunda ahilerin rolü tartışmasız bir gerçektir. İbn Battuta bilhassa Anadolu’nun belli başlı merkezlerinde; Geyve, Antalya, Burdur, Gölpazarı, Ladik, Milas, Erzurum, Tire… gibi belli başlı merkezlerde Ahiya’tü’l-Fityan adını verdiği bu zümrenin zaviyelerinden bahsetmektedir.

İbn-i Batu da seyahatnamesinde Geyve yöresi hakkında şunları yazmıştır:

“İznik’ten çıktıktan sonra geceyi Mekece denilen bir köyde, bir imamın evinde geçirdik. İmam Efendi bize ikramlarda bulundu ve ziyafet çekti. Oradan hareketle yola devam ettik. Önümüzde, Yenice(Taraklı) denilen beldeye gitmekte olduğunu öğrendiğimiz atlı bir Türk kadını ve hizmetkârları ilerlemekteydi. Biz de onları takip ettik. Bir süre sonra büyük bir nehrin kenarına geldik. Bu nehrin adı Sakarya’dır ki, Allah korusun azgınlığı gerçekten de Sakar’ı(Cehennem) hatırlatmaktaydı. Burada çok kötü bir olaya tanık oldum. Atlı kadın ırmağı geçmek istedi, fakat ırmağın tam ortasına varınca hayvanı ile birlikte boğulma tehlikesi geçirdi. İyice panikleyen at kısa süre sonra da onu sırtından attı. Bunun üzerine yanında bulunan hizmetkârları onu kurtarmak için kendini paraladı. Fakat bütün çabaları nafileydi. Azgın sular her ikisini de alıp götürdü. Irmak kenarında bu manzaraya tanık olan insanlardan bazıları hemen suya atlayarak, kadın ve hizmetkârının ardı sıra yüzdüler. Çok geçmeden iki kazazede de kıyıya çıkarıldı. Kadın yarı can haline gelmiş olup, hizmetkâr ise ölmüştü. Bu olay hepimizin gözünü korkutmuştu. Sakarya’nın hiç şakası yoktu. Oranın yerlileri nehri güvenli bir şekilde geçmeyi sağlayan salın daha aşağılarda bir iskelede olduğunu söylediler. Bunun üzerine bizde oraya gittik. Sal dedikleri şey, halatlarla birbirine bağlanmış dört kalastan ibaretti. Üzerine hayvanların eğerleri ile taşınması zorunlu olan eşyalar konuyor, insanlar da bunların yanına biniyorlardı. Hayvanlar ise yüzdürülmek sureti ile karşıya geçirilmekteydi. Nehrin karşı tarafında bulunan salcılar, Salı çekmeye başladılar. Bizde ona binerek karşıya geçtik ve Geyve beldesine vardık. Orada ahilerden birinin zaviyesine indik. Fakat biz Arapça o ise Türkçe konuşuyordu. Bu sebeple birbirimizin dilinden anlamak mümkün olmadı. Zaviye sahibi bunun üzerine – hocayı çağıralım çünkü o Arapça bilir. – gibi bir şeyler söyledi. Beklenen hoca geldiyse de oda bizimle Farsça konuşmaya başladığından ve bizde kendisine Arapça cevap verdiğimizden ahaliyle yine doğru dürüst anlaşamadık. Bu sırada hocanın yaşadığı çaresizlikten dolayı sevimli bir yalana başvurduğunu fark ettim. Ahilerin liderine dönerek, – Bunlar eski Arapça konuşuyorlar, ben ise sadece yeni Arapça’yı biliyorum – anlamında bir şeyler söyledi. Anlaşılan o ki hoca bu sözleriyle kusurunu kapatmak istiyor. Zira kendisi hiç Arapça bilmediği halde belde sakinleri onu bu konuda çok ehil biri sanmaktaydı. Sonuçta ahi, işin gerçekten hocanın dediği gibi olduğuna inandı, aslında bu durum bizim de işimize yaradı; Çünkü zaviye sahibi kendi kendine – Bunlara ikram ve hürmet etmek lazımdır; zira,Nebiyy-i Zişan hazretlerinin dili olan eski Arapça’yı biliyorlar – diyerek bize fazlasıyla ikramda bulundu. Öyle ki zaviye de kaldığımız süre boyunca, yediğimiz midemizde yemediğimiz başucundaydı. O geceyi zaviyede geçirdik. Sabahleyin zaviye sahibinin yanımıza kattığı bir rehberin eşliğinde Yenice(Taraklı)’ya gittik.[5]

Bu bölge de Osmanlı Beyliğine gelişme imkanı sağlayan pek çok iç etmen yanında asıl neden Bizans İmparatorluğunda meydana gelen köklü değişmeler ve içinde bulunduğu durumdur. Çağdaş kaynaklardaki bilgilere göre; Sakarya ırmağı üzerindeki Bizans sınırından Kastamonu’ya kadar olan bölgeye Çobanoğulları Emirliği hakimdir. Moğol hakimiyetinden kurtulan Çobanoğlu Mahmud Bey Bizans topraklarına yapılan akınların idaresini kardeşi Ali’ye bırakmış, oda devletin sınırlarını Sakarya nehrinin batısına kadar ulaştırmıştır. Böylece bölge Çobanoğullarına geçmiştir.

Selçukluların bölgeye yerleşmeleri üzerine Bizans-Selçuklu sınırı Sakarya nehri olmuştur. Bu bağlamda sınır güvenliğinin sağlanması için pek çok kale inşa edilmiştir. Geyve Boğazındaki geçidi tutan Çoban Kale, Adliye Köyü güneyinde yer alan Adliye Kalesi, Pamukova’da ki Paşalar Kalesi ve Mekece kaleleri inşa edilmiştir.

Aşık Paşa oğlu Tarihinin 20. babında Geyve, Mekece ve Akhisar’ın (Pamukova) Osmanlı Devleti tarafından alınışı anlatılmaktadır. “Osman Gazi yanında yer alan gazilerle Mekece’ye varmış, Mekece savaşmadan teslim olunca Mekece Tekfuru ile Akhisara gelmiştir. Akhisar Tekfuru direniş gösterince savaşılmak suretiyle alınmıştır. Birkaç gün yürüyen Osmanlı kuvvetleri geriye dönerek Geyve’ye gelmişlerdir. Boş buldukları kaleyi ele geçiren kuvvetler kale komutanı ve kuvvetlerini Koru (Kurd) deresinde basarak Geyve’yi Osmanlı topraklarına katmışlardır.” Hadi, Fezleke-i Tarihi Osmani adlı eserinde bölgenin alınışını anlatmaktadır. H. 700’de,”Osman Gazi bu sene-i ibtidasında Karaca Hisarda kendi adına hutbe okutup halkın mesalihini görmek için kadı nasb etti. Pay-i tahtın müceddeden imar eylediği Yenişehrenakl ile tebasına Osmanlı dimeğe başlandı. Ol zaman Taraklı ve Geyve ve Mudurnu semtini urub İnegöl ve Yarhisar ve Koyun Hisarı kalelerini Rumlardan aldı.”

1313 ‘de Osman Bey’in sadık dostu Harmankayahakimi Köse Mihal Bey, Müslüman olmuştur. Aşık Paşazade tarihinde belirtildiği üzere “ Beraberce Geyve, Akhisar, Lefke, Mekece, Gölpazarı ve Leblebici kalelerini” almışlardır. Gibbons ve Hammer bölgenin Osmanlılara geçişleri 1308 olarak belirtmektedir. Bölgenin fethi mühimdir. Çünkü Gibbons, buranın Sakarya’nın İzmit arkasındaki ovaya girdiği yeri muhafaza eder konuma sahip olduğunu belirtir. Daha öncede belirdiğimiz gibi Osman Bey ve fütuhatını devam ettiren oğulları için, Bizans’ın içinde bulunduğu durum bölgeye hâkim olmalarında asıl unsurlardandır. Sonrasında İzmit’in alınmasında Osmanlı askerlerini toplayan Orhan Gazi kuvvetleriyle Geyve’ye inmiş ve buradan hareketle İzmit’e geçmiştir.Orhan Bey ve Osmanlı kuvvetleri Geyve’ye gelmişlerdi. Geyve yeşil ormanları, çamlı kayaları, serin sularıyla bir şiir gibidir. Doğançay’ın yükseklerden zümrüt yapraklar, çiçekli dallar arasından parlak inciler gibi dökülen suları bereketli, Anadolu’nun damarlarından sızan zemzemler gibidir. Geyve o gün Orhan Bey’i de kahramanlarını da gölgeleri altında dinlendirdi, birkaç gün sonra da azametli Türk atlıları İzmit önlerinde görüldü.[6]

KLASİK DÖNEM OSMANLISINDA GEYVE

Osmanlı devleti zamanında ilk yerleşim alanı, 1640’lardaki sel felaketine[7] kadar Umurbey yol ayrımının olduğu bölgede yaşayan halk, daha sonra Elvan Bey imaretinin olduğu bölgeye yerleşmiştir. Bu dönemde Geyve, İmaret ile mahallebaşı arasındaki alanda meskundur.

Osmanlı Devleti zamanında Geyve’de vuku bulmuş hadiselere tesadüf etmekteyiz. Anadolu’da yersiz-yurtsuz bir sınıf, devrin ifadesiyle “Gurbet taifesi” veya “Levendat”  doğmaya başladı. Devlet bu grublardan sınırların güvenliği ve savaşlarda istifade etmiştir. Fakat duraklama döneminde zaferlerin durması bu topluluğun işsiz kalması Anadolu’da serseri bir gücün oluşmasına meydan hazırladı. Bu grubun bir kısmı eğitimin parasız olması ve karın doyurmak bahanesiyle Medreseler, İmaret ve Tekkelere doluşmaya başladılar. XVI. yüzyıl ortalarına gelindiğinde Anadolu’da irili- ufaklı tüm medreselerde “Suhte” (Suhte-Softa- Sahn Medreseleri dışında kalan medreselerin öğrencisi) adını alan topluluklar oluştu.

XVI. yüzyıl da meydana gelen suhteler ayaklanması Geyve bölgesinde yaşanmıştır.[8]Suhtelerin soygun ve baskınlarından bölge ahalisi yılmıştır. Suhteler bölgede ki köyleri basmış, halkın can, mal ve namusuna tecavüz etmişlerdir. Yöre muhafızı olan Hatvan sancak beyi Mehmed’e gönderilen mektupta geçitlerin korunmasına büyük özen gösterilmesi, suhtelere karşı reayanında yardımı alınarak engel olunması isteniyordu.

1573’te Devlet yine Kadılara gönderdiği buyrukla Suhtelerin Yeniçeriler, İl erleri ve Sipahilerce izlenip yakalanmasını istemiştir. Bu  yılda Geyve ‘de büyük karışıklar yaşanmıştır.Geyve Kadısının verdiği rapora göre; kasaba suhteleri mahkemeyi basarak 3-4 kişiyi öldürmüşler, İl erlerinin yetişmesi üzerine geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Fakat bu yenilgiyi hazmedemeyen 50 kadar suhte birleşerek, kendilerine karşı olan kişileri deftere yazıp, aralarıda Kadı’nın da bulunduğu bu kişilerden öc alacaklarını ilan etmişlerdir. Geyve ahalisi büyük bir suhte ayaklanmasından korkarak 50 kadar adam toplayıp bunların silahlandırılması için Kadı’dan izin istemişlerdir. Fakat devlet halkın talebine olumlu yaklaşmamış ve suhtelerin devletin silahlı güçleri vasıtasıyla izlenip cezalandırılmasını istemiştir.

Suhteler ayaklanması ile ilgili 1569 da Geyve ve Bilecik kadılarına gönderilen mektupta; halktan bazı kişilerin suhtelere yardım ettikleri belirtilmiştir. Devletin suhteleri dize getirememe  nedeni olarak bu gösterilmiştir. Bu arada bazı devlet adamlarıda bu soyguna iştirak etmekteydi.

Aşağıda İstanbul’dan Geyve Kadısına gönderilen hükümlerin sureti verilmiştir.[9]

AdemiHüdavirdi’ye verildi.

Fi 4 zilkade sene  967

Burusabeğine hüküm ki : Sen ve Yenice-i Taraklu ve Gölbazar ve Geyve kadıları südde-i saadetime  mektup gönderüb Geyve’de mecruhan evinde maktul olan Receb’in oğlu Ali ve kulı ve eytam –ı sığara vasi olan eyvanı yedinden emr-i şerif varidolubmezburReceb, Sinan nam kimesne kızına namzet iken zindeganiolmayub tefrik olunub ol gicemezburReceb maktul olubmezbur Sinan ve Yumurda Mustafa nam kimesneler (katl) eylemişdürdeyü şer ile görülmesi ferman olunmağın mir-i livadan ve gölbazar kadısından mezbur Sinan’ın ihzarı içünmektubvarid olduktan sonra cem olub Sinan talebolundukdagaybet itmiş bulunub Geyve kadısından su’alolundukda bana mektub geldi amma kefil veyahud hıfz ider kimesne bulınmayubgidupba’dehuSöğüdcük kadısı naibi ile ferzend-i encümend oğlum Selim tealabekahucanibiden Lütfi nam kul ile mezbur ve Sinan’ın eline hüküm virilmeğinmezbur vasi olan eyvani kefile virülüb ve mezbur Sinan’a mezbur Lutfi kefil olub halıya mezbur Sinan’a ve Lutfi gaybet itmişlerdir, deyu cevap virdüğün ve südde-i saadetimden kayd-ü bend ile irsal olunan YumurdaMustafa’nun ahvali ahali-i memleketentefahusolundukdamezbur Mustafa ile Sinan Receb’ikatleyledüklerin bizzat görmedük amma bunlar katlitmüşlerdür zira bu katl bunlardan gelürdeyü nice kimesne haber virübeyülüğüne kimesne şehadet itmeyüb ve bundan akdem Yumurda Mustafa ve diğer Mustafa nam kimesneler ağlancıkları ve hatuni ile gider iken yolınavarubmezbur Mustafa kaçubhatunınıdöğdüği sancak beği huzurunda emr ile tefdişolundukdaşer’ile sabit olduğın arz etdikleriecilden mezkur Yumurda Mustafa örf olub ve mezkur Sinan dahi buldurmasın emridub,

Buyurdum ki; mezkur Sinanla vekillerine ve ser-u kanun ile buldurması lazım olanlara teklif idübbuldurub dahi mezkur Mustafa’ya örf-i maruf idüb  her ne sadır olur ise ve kaziyyeleri neye müncer olur ise yazup arz eyleyesin. Sanraemrum ne vechile olur ise mücehi ile amel oluna.

Arz getüren Ramazan’a virildi.

Fi 27 zi’l- hicce sene 966

Geyve kadısına hükim ki; mektub gönderüb bundan akdem kadırgalar mühimmatı içünvarid olan emr-i şerifim üzre reayaya tevzi olundukda karye-i satı’dan şirret ve şekavet ile maruf  Hacı Ali ve Memi Reis nam kimesneler  nice kimesneleri idlalidüb emre itaat itmeyüb fitneye şuruidüb ol yirden izaleleri lazımdır deyü müslümanlar şehadet ittiklerin ve sabıka dahi küreğe emrolunub bir tarik ile halas oldukların bildürmiş buyurdum ki, vusul buldukdate’hiridmeyubmezkurleri yarar ademler ile südde-i saadetime göndersin gönderdüğün kimesnelere gereği gibi tenbih eylesin ki yolda gaybetitdürmekden ziyade hazer ideler.[10]                                      M.30 Eylül 1559

MİLLİ MÜCADELEDE GEYVE

Milli Mücadele dönemine baktığımızda Geyve’nin, Kurtuluş Savaşının düğümünün çözümlendiği yer olduğunu görürüz. Geyve, Orta Anadolu ve Milli Mücadele’nin merkezi olan Ankara’nın güvenliğinin sağlanmasında en önemli nokta olmuş, isyanların Anadolu’ya yayılmasına da  engel olarak, Kuva-yı İnzibatiye ve daha sonra Yunanlıların yayılma ve Batıda birleşik cephe oluşturması ihtimalini ortadan kaldırmış, Marmara denizine açılmada Ankara Hükümeti için önemli bir nokta olmuş, İstanbul ve civarından Anadolu’ya haber, silah, mühimmat ve insan gücü aktarılışında kilit konumunu korumuştur. Yunan askerleri ve İngiliz kuvvetlerinin bölgeye yaklaşması üzerine bölgeden göçler olmuştur. Maddi durumu  çok iyi olanlar Ankara’ya giderken orta halli olanlar ise Taraklı’ya gitmişlerdir. Aralık 1918’de İzmit’e giren İngilizler 3 Kasım 1919’da takviye kuvvetlerle  durumlarını güçlendirmiş,16 Mart 1920’de İzmit ve civarını işgal etmişlerdir. İzmit mebusu Hamdi Namık (Gör) Bey, BMM’ ne verdiği genelgeyle, Adapazarı’nın o günkü durumunun uygun olmaması dolayısıyla Geyve’nin merkez kabul edilmesini; İznik, Geyve, Adapazarı ve Kandıra Bidayet Mahkemelerinin de buraya bağlanmasını istemiştir. Bu suretle mutasarrıflık 1920’den    27 Haziran 1921’e kadar Geyve’ye verilmiştir.

Milli mücadele esnasında Kuva-yi Milliye karşıtı hareketler içerisinde işgalci devletlerin kışkırtıp örgütledikleri Rum ve Ermeni çetelerinin önemli rolü olmuştur. Rum çeteleri özellikle 20.000’i aşkın gayr-i müslimin yaşadığı Geyve civarında faaliyet göstermişlerdir. Geyve’ye hakim bir tepede kurulmuş 1200 hanelik Ortaköy, Rum çeteciliğinin merkez üssü konumundaydı. Ortaköy Rum eşkıyası XXIV. Tümen Komutanı Mahmut Bey ve Geyve Kaymakamı Hamdi Namık (Gör) Bey’in çalışmaları neticesi etkisiz hale getirilmiştir. Rumlar dışında Ermenilerinde çok yaygın çalışmaları görülmüştür. Geyve de oluşturulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinde; Kaymakam Hazım Bey, Jandarma kumandanı Esat Bey, Hoca Şevket Efendi (Arnavut), Hafız Fuad Efendi (Çelebi), Burhaneddin Çelebi, Rıza bey (Şahin), Sefer bey bulunmaktaydı. Cemiyetin ilk işi sadarete ve İzmit Mutasarrıflığına meşru bir hükümet teşkil edilinceye kadar kendilerini ve makamlarını tanımayacaklarına dair birer mektup yazmak olmuştur. Akabinde İzmit ve İstanbul’la olan tüm haberleşme kesilmiştir. Buralardan gelen her türlü evrakta geri gönderilmiştir.

Milli Mücadelede Geyve savunmasında bizzat yer alıp zaferin kazanılmasında canını ortaya koyan Hafız Şevket Efendiye de TBMM 6/5/1926 tarihli 95. toplantısında kırmızı şeritli İstiklal Madalyası verilmiştir.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE GEYVE

Bu dönemde Geyve; Dere Sokak, Orta Mahalle ve PTT’nin yanından mahalle başına çıkan yolun sağ tarafından mürekkepti. Bu gün Ziraat Bankasının arka tarafında kalan yer tamamen mezarlıktır. Mahalle başından Sarıgazi’ye doğru olan alana göçmenler yerleştirilmişlerdir.1927-1928 yıllarında belediye reisi Rasim Bey, Macaristan’dan bir ekip getirterek bu gün TEK binasının olduğu (Yılmar Market) köşeye elektrik santral kurdurmuştur. Rasim Efendi’nin kurdurduğu bu santral, mangal kömürü gazıyla çalışmaktaydı bu yüzden Koru Boğazı halkı belediyeye meşe kömürü getirmiştir. Belediye reisi Hasan Can zamanında iki tane dizel motor kurularak Adapazarı’nda elektrik yokken Geyve sabaha kadar yanan elektriğe kavuşmuştur.

Ortaköy’ün doğusunda yer alan Bent Pınarı denen yerden 1956’da su getirilerek ilçenin su sorunu da çözüme kavuşturulmuştur. Geyve geçen zamanla birlikte çehre değiştirmiştir. Bugün ki PTT binasını yerinde olan tarihi hamam, parkta yer alan halkevi binası A. Celal Balkanlı zamanında yıkılmıştır.

Geyve- Ali Fuat Paşa yolu belediye reisi Konyalı Ali Bey tarafından yapılmıştır. Öncesinde ise, bugünkü hamamın olduğu yerde olan ve 1972 sel felaketinde yıkılmış olan İngiliz köprüsü ulaşımı sağlamaktaydı.

EVLİYA ÇELEBİ’NİN SEYAHATNAMESİNDE GEYVE

Bir diğer hadise 1640 da Sakarya nehrinin taşmasıdır. Evliya Çelebi’nin eserinde belirtiği üzere “Büyük bir şehir olan Geyve, Sultan IV Murad  Han zamanında nehrin taşması üzerine harab olmuş, sonra tekrar onarılmıştır. Geyve ahalisinden bir kısmı bu felaketi müteakip yerlerini terk ederek bugünkü Karaçam bölgesine yerleşmişlerdir.

Evliya Çelebi’nin yöremizle ile ilgili verdiği malumatlardan Geyve’nin; “300 evli, bir camili, bir hamamlı, üç hanlı, yedi çocuk mektebli, evleri tahta ve kiremit ile örtülü, Sakarya nehrinden bir ok menzili uzaklıkta, muazzam bir han ve han etrafında yirmi dükkandan mürekkep olduğunu, 1312’de Osman Gazi tarafından fethedilmiş, 150 akçelik bir şerif kaza” olduğu öğrenilmektedir.

Ayrıca Sakarya nehri boyunca Ağaç Denizi (Geyve Boğazı) denilen ormandan yoluna devam eden Çelebi; “Buranın, içinde şehir adamı olmayan insanların kaybolacağı, vahşi canavarların kol gezdiği, defne, ardıç, çam, ıhlamur ağaçlarının çiçeklerinin kokusundan insanın hoş duygular tattığı, güneşin asla görülmediğini “ belirtmiştir.[11]

GEYVE YÖRESİNDE CELALİ İSYANLARI

Evliya Çelebi’nin anlattıklarını destekler mahiyette XVI. yy’dan itibaren Osmanlı Donanmasının kereste ihtiyacının, Geyve ve çevresinden karşılanmış olduğu belgelerle sabit olup Dahiliye Nezaretinin kayıtlarında sıkça rastlanan bir husustur. Geyve’de; “sipahi kethüda  yeri, yeniçeri serdarı, evkaf mütevellisi vardır. Hazret-i Buhran ziyareti de buradadır. Hazret-i Buhran buraya Osmancıkla gelmiş ve burada defn edilmiştir.”

XVI. yy’da bölgede bir takım ayaklanmalar görülmüştür. Kanuni Sultan Süleyman’ın oğulları Selim ve Bayezid arasında taht kavgaları olurken, Selim tarafını tutan kapıkulları ile Bayezid tarafını tutan Tımarlı Sipahiler arasında kanlı çatışmalar olmuştur. Marmara bölgesinde ki en karışık yerler ise İznik-Adapazarı – Bolu çizgisinin iki yakasına düşen Geyve – Taraklı- Akyazı- Göynük- Alaca ve Düzce çevreleridir. İstanbul ‘dan doğuya uzanan en önemli yolun geçtiği bu yerlerde yollar kesiliyor, hükümet postaları sık sık baskına uğruyor ve pek çok kan dökülüyordu. Bu yüzden Sancak Beyleri muhafız olarak bölgeye atanmıştır. Bu olayın sonuçlarına malik değiliz ama devleti uzun süre rahatsız ettiği, yöredeki asayiş ve huzuru bozduğu da bir gerçektir.

XIX. YY. DA GEYVE

Elçi Yasinci zade seyyidAbdülvahhab efendinin 1811 tarihli İran Seyahatinde mahiyetinde bulunan Osman Efendi tercümanlık yapmış ve musavver İran Sefaretnamesini de kaleme almıştır. 19 ekim 1810 da İstanbul’dan İran’a gitmek üzere yola çıkan alay Geyve’ye de uğramıştır. Bu sefaretnamede Geyve ile ilgili renkli resimler de bulunmaktadır. Alay Üsküdar-Kartal-Gebze-Hereke-İzmit- Sapanca yoluyla Geyve’ ye vasıl olmuştur.

Takvim-i Vekayi’nin 6. sayısında mukataathazinesince  yönetilen yerlere yapılan voyvoda tayinlerine değinilmiştir. 1831 Martında Geyve ‘ye Behram Ağa voyvoda nasb ve tayin edilmiştir.

Geyve 1839 yılına kadar İzmit vilayetine bağlı bucak olarak görülmektedir. 1839’da ise aynı vilayete bağlı bir ilçe merkezidir. Tanzimat Fermanının ilanı sonrasında nahiye olan Geyve, kaza haline getirilmiştir. Kaza olması sonrasında yine İzmit’e bağlıdır.  1864 Devlet Salnamesine göre Geyve Eyalet-i Hüdavendigar’a bağlı bir kazadır. 1867 de Kocaeli idari teşkilatta, Kocaeli adı altında müstakil mutasarrıflık olmuş, Geyve de bu mutasarrıflığa bağlanmıştır.

Geyve yöresinde 19 Nisan 1878 tarihinde güçlü bir deprem olmuştur.
Bu bilgi bize o yıllarda bölgede dolaşan Hıristiyan misyonerler tarafından ulaştırılmaktadır. 19 Nisan saat 9 da meydana gelen depremde 43 ev yıkılmış, 21 kişi hayatını kaybetmiş ve civar şehirlerde bir çok bina hasar görmüştür.[12]

Fransız seyyah VitalCuinet, 1893-1894’te gezdiği bölgeyle ilgili verdiği bilgilerde, “ Adapazarı 1925 kilometrekare  ve 35144 nüfusludur. 128 mektebe sahip olup, 7 ipek sanayihanesi, 12 kereste imalathanesi” bulunmaktadır.

Osmanlı belgelerinde sık sık adı geçen ve Osmanlı pamuklu pazarında söz sahibi olan, değeri yüksek mavi Geyve ipliğinden bahsedilmektedir.[13] 1906-1907 yılında İzmit’e bağlı bir kaza olan Geyve’de  nüfusa baktığımızda;

Müslüman             Rum                       Ermeni

Kadın                4035                           15357                         3168

Erkek                4147                           15946                         3196

Rum nüfusunun yoğunluğu göze çarpar ki Kurtuluş Savaşı esnasında girişmiş oldukları faaliyetlerle Milli Mücadele ruhuna zarar vermişlerdir.

Geyve’nin Korubilen karyesinde 7 Nisan 1912 de (25 Mart 1328) Pazar günü yapılan müntebih-i sani seçimleri yapılmış, seçimler sonucunda  TaşnakSütyun cemiyetinden olan OhanisÇırsaryan Efendi 346 oy ile birinci, EnteranikBedikyan Efendi 302 oy ile ikinci olmuşlardır. Seçim dolayısıyla TaşnakSütyun kulübünde bir ziyafet verilmiş ve seçim neticesi vatan için hayırlı bulunmuştur.

Milli Mücadele öncesinde; Ortaköy, Büyük Saraçlı, Burhaniye, Eşme, Kurtbelen, Kıncılar, Köprü’nün bir kısmında, Geyve’nin Çiftlik  ve Kepekli mahallelerinde Rum ve Ermeni tebaa yaşamaktadır. Bunlar Anadolu’nun Timur tarafından istilası sonrasında Doğu ve Orta Anadolu’dan gelerek bu bölgeye yerleşmişlerdir. İstiklal Harbinde isyan etmeleri ve yerli halkla giriştikleri mücadele sonrasında yapılan savaşta mağlup olmuşlar ve yunanlılara sığınmışlardır.

[1] Yurt Ansiklopedisi, 9.Cilt, Anadolu Yayıncılık, İstanbul 1983, s.6467, Geyve Halk Kütüphanesi

[2] Evliya Çelebi: Seyahatname, Cilt 2  Üçdal Neşriyat, İstanbul , s.741

[3] Ana Britanika, XIII. Cilt, İstanbul 1994, s.269

[4]II.Bayezid Köprüsü Kitabesi Alifuatpaşa Beldesi Geyve/SAKARYA

[5]İbn-i Battuta : Büyük Dünya Seyahatnamesi (Tuhfetu’n-Nuzzar fi Garaibi’l-Emsarve’l-Acaibi’l-Esfar), Çeviren : Mümin Çevik-Ali Murat Güven, Üçdal Neşriyat, İstanbul 2004, s.225-226

[6] Ahmet, Refik; Bizans Karşısında Türkler, Hazırlayan Fehamettin BAŞAR, Kitabevi yayınları, İst.2005, s.58

[7] Yüce, Rıfat : Kocaeli Tarih ve Rehberi, Türk yılı matbaası, İzmit 1945, s.183

[8] Ana Britanika, XIII. Cilt, İstanbul 1994, s.269

[9] 3 Numaralı Mühime Defteri, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Divan-ı Hümayun Sicilleri Dizisi I, Ankara 1993, s.126

[10] 3 Numaralı Mühime Defteri, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Divan-ı Hümayun Sicilleri Dizisi I, Ankara 1993, s.461

[11] Evliya Çelebi: Seyahatname, Cilt 2  Üçdal Neşriyat, İstanbul , s.741-742

[12]Zachariadou, Elizabeth : Osmanlı İmparatorluğunda doğal afetler, çev: Gül Çağalı Güven-Saadet Öztürk, Tarih Vakfı Yurt Yayınları 117, İstanbul 2001, s.141-142

[13] İnalcık, Halil : Osmanlı İmparatorluğu(Toplum ve Ekonomi), Eren Yayıncılık, İstanbul 1996, s.296

Başa dön tuşu
Kapalı