nostlj

vefat-bolumu

SON DAKİKA

Geyve Gundem | Geyve'de Doğru Haberin Adresi

Unutturulan Kültürümüz Yayla(Plato) Kültürü(6)

Unutturulan Kültürümüz Yayla(Plato) Kültürü(6)
Bu haber 03 Ağustos 2017 - 23:00 'de eklendi ve 157 görüntülendi kez görüntülendi.
Unutturulan kültür ve geleneklerimizden biride yayla göçleridir. Kültürümüzde köklü bir yere sahip olan yayla göçleri bazı yerlerde çok az yaşanır oldu.
Atalarımızın geçmişte; kulak, yaylak, mezrea(ekenek), oba diye adlandırdıkları yöre isimleri de unutuldu. Genelde pek çok köylümüz yazın yaylaya, kışın ise köye dönerlerdi.  Bunun için yayla(plato) kelimesinin türkü ve destanlarımızda büyük yeri vardır.

Türkler Anadolu’yu yurt edinmeden önce kendilerini, Göçer-evli, Ban-evli gibi sınıflandırmalar yapmışlardır. Göçer-evli; belirli bir yerde yerleşmeyen, hayvanlarıyla göçebe olarak yaşayan Türklerdir.

Bu göçebe Türklere Anadolu’da Yörük denmektedir. Bazı Türklerde yerleşik hayata geçip evlerini yapmış, hayvancılığın yanı sıra tarım, ticaret, zanaat işlerini uğraş edinmişlerdir.

Köyler, şehirler kurmuşlardır. Geçmişte, yerleşik hayata geçen veya Yerleşik düzene adapte olan Türk toplulukları, Konar-Göçerliğe devam eden Yörük-Türkmen toplulukları ile sorunlar yaşamışlardır.

Hatta Manavlar, konar-göçerliğe devam eden Yörük-Türkmen grupları tarafından yerleşik hayata geçtikleri için küçümsenmişler ve her zaman alaya alınmışlardır.

Çoğu zaman konar-göçer Yörük ve Türkmenler, göç yolunda karşılarına çıkan yerleşik (manav) Yörük ve Türkmen köyleriyle ters düşmüşlerdir. Bazı zamanlar, Konar-Göçer gruplar manav köylerini talan etmişler ve yerleşik köyler üzerinde baskı kurmuşlardır.

Ekonomik yönden hayvancılıkla uğraşan ve birçok sosyo-ekonomik fonksiyonlar yüklenen göçebeler hayvancılığa dayalı yaşam tarzları münasebeti ile mevsime göre yer değiştirmektedirler. Yazın yaylaya çıkar, kışın köye veya yerleşkelerine dönerler idi.

Osmanlı döneminde ise yerleşkeleri olmayıp devamlı konar-göçer aileler yerleşik aileler gibi Devletin kayıtlı tebaası idiler. Göçer özelliklerinden dolayı başıboş bir hayat tarzına sahip değillerdi. Ya müstakil bir ünite içinde yâda bulundukları yerlerdeki Sancak, Kaza(İlçe), Nahiye(Bucak) gibi idari birimlere tabi idiler.

Tıpkı diğer sancaklar gibi merkezden tayin edilen sancakbeyi tarafından idare edilirlerdi. Adli meseleler için de yine bir kadı(hâkim) tayin edilirdi. Konar-göçer ailelerde yerleşik ahali gibi vergi mükellefi idiler. Has, zeamet, Tımar ve vakıf reayası olarak bir vergi dairesine bağlıydılar.

Yaylak, kışlak, ağnam gibi vergileri buraya veriyorlardı. Daha çok özellikle has ve vakıf reayası olarak tercih edilirlerdi. Bunun en büyük sebebi ise vergi geliri bakımından yüksek meblağa sahip olmaları idi.

Son derece uysal, mülâyim ve başkası tarafından söylenenlere fazla karşı çıkmayarak yani tartışmayarak geleneksel yaşamlarını sürdüren Manavlar kendi ifadeleri ile; “yedi kez düşünmeden adım atmayan” (yavaş davranan) bir yapıya sahiptirler. Bu uyumlu ve uysal yapıları, başkalarına “sen bilirsin” ya da “siz bilirsiniz” ifadesinin sık kullanılmasında da kendini göstermektedir.

Mayıs-Haziran aylarında köylü toplanarak yaylaya göç gününü kararlaştırır, bir hafta öncesinden göç hazırlıklarına başlanırdı. Göç gününün akşamında lüzumlu olacak kap kacak hazırlanır, denkler tutulur, sabahın erken saatlerinde köyde heyecanlı bir hareketlilik başlardı.

Atını, katırını yükleyen, hayvanlarını önüne katan tutardı yaylanın yolunu. Yaşlısından çocuğuna varana kadar herkes bu günü büyük bir heyecanla beklerdi. 3-5 km’lik yayla yolculuğunda bayramlık elbiselerini giymiş, allı pullu genç kızların hep bir ağızdan söyledikleri türkülere, özene bezene süslenmiş ineklerin, koyunların, kuzuların zil sesleri eşlik ederdi.

Bu, kışın sıkıcı günlerinden, kurtulan insanımızın doğa ile sevgilisi ile kucaklaşması idi. Yani özleme yolculuktu. Şimdilerde göçlerin şekli de amacı da, yönü de değişiverdi. Artık umuda göçler başladı. Sonunda ayrılık var, hüzün var, gariplik var.

Yaylaya varıldı mı hayvanların selameti, tatsız olayların olmaması, insanların neşe ve mutluluk içinde olması, kısaca yaylanın bereketli olması için uğur getireceği inancı ile “Yayla anası” tarafından “Yayla bozulur”, şenlikler başlardı. Bir yandan kuzusunu arayan koyunların melemeleri, sevinçten böğüren boğalar, at kişnemeleri; bir de buna çobanın yanık kaval sesi karıştı mı insan kendini başka bir âlemde zannederdi.

Sonbahar aylarında soğukların bastırması ile birlikte köylere dönüş için hazırlıklar başlar, bu defa bereket dolu yükler hazırlanırdı. Artık ne koyun, ne kuzu sesi kalırdı. O berrak yıldızlı gecede yayla sessizliğe bürünürdü. Yapılan yağlar, lorlar, peynirler yüklenir atlara, katırlara, köyün tozlu yollarında uzun bir konvoy oluştururdu. Böylece bir yayla mevsimi daha geçer, köye dönülürdü.

Kalın sağlıcakla…

Mustafa Hamdullah ERGİN

hamdullahergin@gmail.com

GEYVE GÜNDEM

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA