SON DAKİKA

Geyve Gundem | Geyve'de Doğru Haberin Adresi
Emin SEZER

Mutlaka Okuyun! Tarihten Ders Çıkarmamız Gerekir!

Mutlaka Okuyun! Tarihten Ders Çıkarmamız Gerekir!
Bu haber 09 Şubat 2016 - 21:44 'de eklendi ve 824 görüntülendi kez görüntülendi.

(Girid yerine Güneydoğu adını koyun ve süreci yeniden değerlendirin. Ne kadar tanıdık gelecek!)

YIL: 1909

İttihat ve Terakki mensubu Edirne mebusu Haşim Bey, Ağustos ayında Girid’te Rumlar tarafından hunharca öldürülen Osman Efendi (Koraşaki) ile Hüseyin Ağa (Subaşaki) adlı iki Türk’ün naaşlarını kartpostal yaptırıp devlet erkânına gönderdi.

Mesajı açıktı: Girid elden gidiyor!……………

Osmanlı Devleti ise, dört büyük ülkeye güvenip, açılım yaparak sorunu çözeceğini umuyordu. Oysa Girid’te daha önce kaç kez açılım yapmıştı…
Kafanız fazla karışmasın; en iyisi olayları baştan yazalım…
Osmanlı ordusu Akdeniz’in en büyük adalarından olan Girid’i 1645-1669 yılları arasında Venediklilerden aldı.
Adanın Müslümanlaştırılması konusunda farklı bir metot  uyguladı:. Balkanlarda “şenlendirme” adıyla yaptığı mecburî  iskânı bu kez adada uygulamadı. Fakat zorunlu olmasa da Girid,  Türk göçü aldı. Bu arada Osmanlı, Kapıkulu askerinin evlenme yasağını da kaldırdı. Bunlar Rum kızlarıyla evlendi.. Bazı Rumların da din değiştirmesiyle Girid nüfusunda Müslüman sayısı kısa sürede çoğaldı.
Hatırlatalım: İhtida eden Rumların bir bölümü, 823-963 yılları arasında adaya egemen olan Müslüman Araplar idi. Bizans’ın zoruyla Hıristiyan olmuşlardı. Bu gerçeği saklamayanlardan biri de, Giridli ünlü yazar Nikos Kazancakis (1883-1957) idi. El Greco’ya Mektuplar eserinde Arap soyundan (Abadyotlardan) geldiğini iftiharla yazdı. Dünyaca ünlü ressam El Greco da (1541-1614) Giridliydi. Neyse…
1700’lü yıllarda ada nüfusunda Rumlar ve Türkler hemen hemen eşitti. Adanın dili Rumca, Arapça, Türkçe karışımı olan, yerel halkın Giridçe dediği dildi. Bu dil Rumca’ya yakındı. Bunun sebebi, Osmanlı idaresinin Türkçe’ye gerekli özeni göstermemesiydi. İlginçtir; Girid’te Türk dilinin unutulmamasını sağlayan Horasan kökenli Bektaşi tekke ve zâviyeleriydi.
Türk ve Rumlar arasında yıllar içinde akrabalık sayısı arttı. Et ve tırnak gibi oldular. Ancak ne zaman Osmanlı ekonomisinde duraklama ve gerileme dönemi başladı; Girid’te isyanlar patlak verdi. Bunda, Ortodoksların hâmiliğine soyunan Rusya’nın payı büyüktü. 1768’de Çariçe Katerina’nın kışkırtmasıyla, ticarî filoya sahip zengin tüccar Yanis Daskoloyanis önderliğinde Rumlar (Sfakyalılar) ayaklandı.
Osmanlı isyanı bastırdı; Daskoloyanis ve arkadaşları idâm edildi ama 100 yıldır et ve tırnak gibi yaşayan Rumlar ve Türkler arasında güven kaybı başladı.
Ne yazık ki, yaşanılacak sonraki tarihsel süreç adanın bu iki halkını birbirine düşman edecekti.
Bunun içsel olduğu gibi dışsal sebepleri de vardı. Öncelikle, siyasî, sosyal ve ekonomisi altüst olan Avrupa, yeniden kuruluyor; yeni ittifaklar oluşturuluyordu.
Bu sebeple 1821’de Mora Yarımadasında başlayıp Girid’e sıçrayan isyan, Avrupa’dan çok fazla destek buldu. Bu desteğin siyasî yanı gibi kültürel yanı da vardı; Rönesans’la birlikte Batıda antik Yunan hayranlığı başlamıştı.
Rumların câmilere, tekkelere, çiftliklere, vakıflara saldırmasını; Türk köylülerini öldürmesini Avrupa seyretti. Hiç kılı kıpırdamadı. Can güvenlikleri kalmayan köylerdeki Müslümanlar şehirlere göç etti. Ancak Rumlar, şiddeti her geçen gün artırdı. Osmanlı, Mısırdaki Kavalalı Mehmet Ali Paşadan yardım alarak ayaklanmayı ancak 4 yılda bastırabildi. Cephe savaşları için eğitilen askerler küçük çetecilerle başa çıkmakta zorlanmıştı.
İsyanın bastırılması ve Osmanlının Doğu Akdeniz’e tekrar hâkim olma ihtimali, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın hiç hoşuna gitmedi. Bu üç devlet Osmanlıdan; Yunanlılara, Sırbistan ve Romanya’da olduğu gibi prenslik vermesini istedi. Avrupa’da da büyük bir kamuoyu baskısı vardı. Şair Lord Byron, ressam Delacroix, yazar Victor Hugo vs. gibi aydınlar eserlerinde Yunan isyanına destek çıktı.
Elbette mesele sanatçılarla çözülmedi; İngiliz, Fransız ve Rus donanmaları Mora’daki Navarin Limanındaki 57 Türk gemisini batırıp sekiz bin Mehmetçiği şehid ettiler.
Avrupa Konseyi: Osmanlı şaşkındı; ne yapacağını bilemedi. Çünkü Yeniçeri Ocağını daha yeni tasfiye edip, Asakir-i Mansure-i Muhammediye teşkilâtını kurmuştu. Savaşacak askeri gücü yoktu. Sonuçta Osmanlı, Yunanistan’ın bağımsızlık talebinden vazgeçmesi ve kendisine her yıl belli miktarda vergi vermesi karşılığında, Mora Yarımadasında Yunan Prensliği kurulmasını kabul etti.
Aradan çok geçmedi. Rusya da Osmanlıya iki yandan saldırdı. Erzurum’u, Edirne’yi aldı. İngiltere ve Fransa, Rusya’nın ilerleyişinden memnun olmadı. Taraflar bir masa etrafında buluştu. Buradan ne karar çıktı dersiniz; Yunanistan’ın bağımsızlığı!………………
Enosis (birleşme) için ilk adım atılmış oldu…
Girid Rumları fırsatı kaçırmadı; Yunanistan’la birleşmek için hemen ayaklandılar. İsyan bu kez çabuk bastırıldı. Rumlar,  Avrupa’dan da gerekli desteği bulamadı. Çünkü emperyal devletler, hasta adam Osmanlıyı nasıl paylaşacakları konusunda henüz hemfikir değillerdi.
Öyle ki, Osmanlı; İngiliz ve Fransızların Avrupa Konseyi’ne alınma sözüyle Rusya’ya savaş açtı. Ruslar da sıcak denizlere inme hülyasından hiç kopmadı. Giridli Rumların umudu da Rusların bu hülyasıydı… Her fırsatta ayaklandılar ve her isyanda bir siyasî hak elde ettiler. Nasıl mı? Açılımın birinci aşaması: Genel af çıkarıldı.
RUSLAR dindaşları Yunanlıları, İngilizlere kaptırmamak için, Çar II. Aleksander’ın yeğeni Grand Düşes Olga’yı Yunan Kralı Georgios ile evlendirdi. Bu düğünde bir dedikodu çıktı; Ruslar çeyiz olarak Girid’i Yunanlılara verecekti! Dedikoduya o kadar inanıldı ki, Girid’in fanatik milliyetçi dağlıları Sfakyalılar, Mihail Korakas önderliğinde ayaklandılar. 16 Ağustos 1866da Selino kazasındaki Müslümanları kadın çocuk demeden tümünü öldürdüler. Osmanlı ordusu çetecilerin peşine düştü. Tam isyanı bastıracakken……. yine  devreye İngiltere ve Fransa girdi.
Teklifleri şuydu: Girid, Yunanlılara verilemezdi ancak Osmanlı da Girid Açılımı yapmalıydı.
Nasıl olacaktı bu açılım?
1. İlk şart, askerî harekât hemen durdurulmalıydı.
2. Ayrıca silah bırakacak isyancılar için umumî af çıkarılmalıydı.
Tanıdık geliyor mu? Devam edelim:
3. Girid yoksuldu; ada halkı iki yıl vergiden muaf olmalıydı.
4. İdarî reformlar da yapılmalıydı; Padişahın atayacağı vâlinin biri Türk, diğeri Rum iki yardımcısı olmalıydı.
5. Ayrıca resmî yazışmalarda Türkçe mecburiyeti/zorunluluğu kaldırılmalıydı.
Osmanlı açılımı kabul etti. Türkler rahatladı; köy ve mezralarına döndüler.                  Müslümanlar, “Bu açılım ne kadar güzelmiş,” demeye başladı.
Açılımın ikinci aşaması: Jandarma yeniden düzenlendi. Osmanlı’nın 1878’de  Ruslara yenilmesi Girid’te yeni bir ayaklanmaya sebep oldu. Olan, köylerine dönen açılım kurbanı Türklere oldu; evleri, tarlaları yakıldı; ve dahi canlarından oldular.
Osmanlı ordusu yine isyancıların peşine düştü. Ve devreye yine Avrupalılar girdi. Onların bastırmalarıyla, diğer Osmanlı vilâyetlerinden farklı, Girid’e özel imtiyazlar tanındı; yani yeni bir sözleşme/açılım yapıldı.
25 Ekim 1878deki bu Halepa Sözleşmesi/Açılımı şöyle olacaktı:
1. Girid Vâlisi sadece Müslümanlardan seçilmeyecekti, Hıristiyan da olacaktı.
2. Vilâyet genel meclisinde Rumlar (49/31) çoğunlukta olacaktı.
3. Hıristiyan kaymakamlar Müslüman kaymakamlardan sayıca fazla olacaktı.
4. Vilâyet Meclisi ve mahkeme dili Rumca olacak; ancak resmî zabıtlar ve dilekçeler Rumca ve Türkçe olabilecekti.
5. Ve en önemlisi asayişi sağlayan jandarma, yerli halktan seçilecekti.

Osmanlı bu açılıma da “Evet” dedi. “Yeter ki kardeş kanı dursun,” diyordu.

Fotyadi Paşa,

Sava Paşa,

Kostaki Anthopulos Paşa,

Nikolaki Sartinski Paşa gibi isimleri sırasıyla Girid’e vâli atadı. Diyeceksiniz Artık bu açılım adaya sükûnet getirmiştir!

Hayır…

Açılımın üçüncü aşaması: Avrupa’ya müdahale hakkı 1885-1888’de Girid iki ayaklanmaya daha sahne oldu.

Fakat, en büyük isyan 1896da oldu. Artık taraflardan biri asker değildi;

Ağride,

Kaliveste,

Resmoda,

Hanyada vd. 250 yıldır birlikte yaşayan komşular birbirine silah sıkmaya başladı. Girid yanıyordu.

Tabii yine beklenen oldu;

İngiltere,

Fransa,

İtalya,

Almanya,

Rusya olaylara müdahale etti. Asayiş amacıyla savaş gemilerini Girid’e gönderdiler.
Ve Osmanlıya yine, yeni bir sözleşme/açılım dayattılar.
1. Girid vâlisi kesinlikle Hıristiyan olacaktı.
2. Bu vâli, adada karışıklık çıkması hâlinde Batıdan silah ve asker yardımı isteyebilecekti.
3. Hemen genel af ilân edilecekti.
4. Memurların üçte biri Hıristiyan olacaktı.
5. Avrupalı hukukçular adli bir ıslahat reformu hazırlayacaktı.
Osmanlı bu açılıma da boyun eğdi. Başkent İstanbul’un Girid’te açılım yapmaktan başı dönmüştü. Ancak 25 Ağustos 1896 Nizamnâme / açılımı Girid’ten kopuşu hızlandırdı.

Elleri silahlı Rumlar artık şehir merkezlerinde bile gezip, kimseden korkmadan Türkleri öldürmeye başladı. Bu cinâyetler sonucu,

Amcaoğlu Hüseyin,

Bedeloğlu Mehmet,

Bunacuoğlu Selim Ağanın çoban oğlu,

Yanatoğlu Halim,

Salih Kaziyatoğlu,

üldanoğlu Hüseyin,

Muradoğlu Hasan,

Osman Korethaki gibi yüzlerce Türk öldürüldü.

Resmolu Hüseyin Subaşaki gibi Türkler şehid edildikten sonra, hıncını alamayan âsiler tarafından kafatası bıçak ve sopalarla delik deşik edildi. Türkler artık korunaksızdı.
Girid’in Hıristiyan vâlisi, kasten Osmanlıdan asker yardımı istemiyordu; Türklerin Girid’ten gitmesini istiyordu. Girid’te oluk oluk Türk kanı akıyordu. Tek tek öldürmeler kısa zamanda toplu katliâmlara sebep oldu.

Elida,

Ahladina,

Nisiya,

Balyovici,

Sika,

Lisinsi,

Mulina,

İskalavos,

Handra,

Akriba,

Lamnon,

Ziru gibi Türk köyleri yakılıp yıkıldı; Müslüman ahâlisi öldürüldü. Türkler adadan kaçış yolu arıyordu artık.
Hanya ve Resmo’da altmış bin Müslüman sığınmacı kurtarılmayı bekliyordu. Giridli Müslümanlar, açılım gereği Osmanlının Girid’e asker çıkaramayacağını anlayınca, İran Şahı Muzafferiddin Handan yardım istedi! Sadece Girid’te değil Yanya’daki feryatlara Avrupalının kulağı ise kapalıydı.
Sonunda Osmanlı, 18 Nisan 1897de Yunanistan’a savaş açtı. Beklendiği gibi bir ay gibi kısa sürede Yunan ordusunu perişan etti. Türk ordusu Atina’ya girecekken, Rus Çarı II. Nikolay’ın isteği ve İngiltere’nin baskısıyla II. Abdülhamid,  Türk ordusunu durdurdu. Yapılan barış görüşmelerinde gâlip Osmanlı, bırakın bir avuç toprak almayı, savaş tazminatını bile alamadı. Aksine Girid’teki nüfûzunu kaybetti…
Açılımın dördüncü aşaması: Girid Özerk/Otonom ilân edildi.
Diyeceksiniz ki, Osmanlı ordusu, Yunanlıları yenince  Girid’teki Rumlar korkup sinmişlerdir. Ne gezer! En acıklısı Girid’te yaşandı. Türkler, Rumları kesecek iddiasıyla Avrupa devletleri (İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya) adaya asker çıkardı. Asayişi artık onların askeri sağlayacaktı! O hâlde Girid’te Türk askerine gerek var mıydı? Diyorlardı ki, Osmanlı askeri gidince Rumlar bir daha ayaklanmazdı!

Gülmeyiniz, aynı gerekçeler günümüzde Kıbrıs için de söyleniyor…
1. Avrupa’nın bu kandırmasıyla Türk askeri 1898de Girid’ten çekildi.
2. Ada özerk ilân edildi.
3. Giridi’n kaderi, Avrupalılara bırakıldı. Avrupalılar, Rumların ve Türklerin can ve mal güvenliklerini güvence altına aldıktan sonra adadan ayrılacaklardı. Girid’e böylece barış gelecekti. Harika!
4. Tabii bu arada bir şart daha ileri sürüldü: Girid vâlisini seçme hakkı Osmanlı padişahına bırakıldı. Ancak istisnai bir durum vardı; büyük devletlerin o vâliyi onaylaması gerekiyordu. Yoksa kendileri atama yapacaklardı. Ne oldu dersiniz; Osmanlının karşı koymasına rağmen Prens Otto,  Girid Vâlisi yapıldı.
Kısa bir süre sonra dört devlet adadan çekildi.
Rumlar, hemen adaya Yunan bayrağı çekti. Hani barış gelecekti; beyaz güvercinler uçacaktı adanın üzerinde? Osmanlı büyük bir diplomasi başarısıyla (!) bayrağı indirtti. Karşılık olarak, Avrupa ülkelerinin ve Yunanistan’ın tepkisini çekmemek için, İstanbul’da sahnelenen Girid adlı tiyatro oyununu sansürledi. Şaka gibi…

Ve sonuç: Toprak Kaybı………………….

OSMANLI, Avrupalı dört devletin oyalayıcı sözlerine, teminatlarına ve “açılım masallar”na hep inandı. Bunun karşılığında Girid’i kaybetti.
Bu da şöyle oldu: 1910’da Girid Meclisi, Yunanistan’la birleşme kararı aldı.
Anadolu’nun birçok yerinde mitingler yapıldı; Türkler, Girid’te savaşmak için gönüllü asker olma müracaatında bulundu; Yunan malları boykot edildi, gemileri Osmanlı limanlarına sokulmadı; Osmanlı konuyu Lahey Hakem Mahkemesine götürmek istedi  vs. vs. Bunların pek yaptırımı olmadı. Girid onca açılıma rağmen 1913’te Osmanlının elinden kuş olup uçtu, gitti!…………..

Giden toprağın yüzölçümü 8.336 kilometrekare idi.

Prof. Dr. METE GÜLMEN

 

Buraya ilâve ederek tekrar okuyup, okutmaz isem çok büyük eksiklik olur… Bu duyarlılığı görmemek büyük  ızdırap …. İzdırabı yaşatan eksiklik ise Büyük Adam ; Mehmed âkif Ersoy… Safahat’ın KIT’ALAR babında  Kıssadan Hisse’de şöyle buyuruyor::

// Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa, yarım hisse mi verdi?

“Târîh”i “tekerrür” diye ta’arîf ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi? //

 

Ah ah. Sen yok musun sen.. Sevgili Kardeşim Ahsen Okyar Beyefendi… Siz ve dostlarınızla gönülden beraberlik ve mutlak itimadın emsâlsiz bir örneğisiniz. Senin yanında Sevgili Nihat Gürer… Güzel adam Selçuk Arslan..  Dr. İbrahim Karaman adı gibi… Er oğlu er .. İbrahim Gençer.. ve diğer sadık, muti ve muhabbetli dostlarınla Ruhittin Sönmez’e teslim ettiğiniz muhteşem bir meşale… Bu hizmetleri menfaat beklemeden yaptığınız için siz artık unutulmazlar arasına şimdiden adınızı yazdırdınız. Dahası ülkeme hizmet ettiniz hem de dur durak bilmeden, dinlenmeden…  Daha da güzeli son derece atak, duyarlı, lâtif, nezih, ve her yöne muhabbetli bir genç nesle kılavuzluk yaptınız. Seni ve arkadaşlarını yıllardır dikkatle takip edenlerdenim. Kıskanmıyorum… İftihar ediyorum.. Siz ve sizin gibi dostlara sahip olduğum için… Bazı nadanlar… amma da yalaka diyecekler… Hemen cevabını vereyim. Benim size ve ekibinize olan  hayranlığım bu ifadelerin ötesinde.. Bu kadar snıırsız konuşmamı ise Sevgililer Sevgilisi’nin ikazına ve ifadesine izafeten; O’na candan itaat ederek söyleyip ve yazıyorum. Buyuruyorlar ki:

 “Sevdiklerinize sevginizi izhar eyleyiniz (söyleyiniz).Hadis)”   

Doç. Dr. H. Emin SEZER

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA